Mawaru Penguindrum

15 Temmuz 2013


Beni düşündüren, hakkında teoriler üretip kafa patlatabildiğim animeleri kesinlikle çok seviyorum. Bunu iyice anladım. Mawaru Penguindrum da işte tam bu tarz bir anime. İzleyicilerinin saksılarını zorlamalarına neden olan türden. Mawaru ilk yayınlandığından beri izlemek istediğim ama bir türlü izleyemediğim bir seriydi. Dürüst olmak gerekirse, başta türlerinin arasında "tuhaf" etiketinin bulunması ve isminde "penguen" ifadesinin geçmesi nedeniyle seriye karşı bir önyargım vardı. İşte bir başka saçma anime daha diye düşünmüştüm. Ama sonrasında okuduğum olumlu eleştiriler Mawaru'yu "sadece adı bilinen animeler" kategorisinden alıp "izlenecekler"e yerleştirmeme neden olmuştu. Yine de işten güçten (tembellikten de olabilir :D ) bir türlü izleyemedim tabii. Okulların tatile girmesi isteyip de izleyemediğim animeleri izlemek için iyi bir fırsat oldu. İlk olarak Mawaru Penguindrum'ı izledim ve baya da beğendim. Hatta daha önce izlemediğim, hep ertelediğim için kendime kızdığımı bile söyleyebilirim.


Mawaru Penguindrum, 2011 yapımı, dram, gizem, doğaüstü(supernatural), tuhaf ve komedi gibi tür etiketleri olan 24 bölümlük bir seri. Mawaru'nun genelde büyülü kız(mahou shoujo) türünde olduğu zannedilse de öyle değil. Seride değişim geçiren bir kız olduğu doğru ama bu kızımızın hiç de öyle kahramanlık yapmak gibi bir derdi, gayesi yok. Brain's Base stüdyosundan çıkan serinin yaratıcısı ise Sailor Moon ve Utena'dan tanıdığımız Kunihiko İkuhara. Bu da Mawaru Penguindrum'ın bazı noktalarda neden Sailor Moon'a benzediğini açıklıyor sanırım.


Mawaru Penguindrum'ın konusu ise şöyle:
Hikaye, Kanba ve Shouma adlı ikizler ve onların kız kardeşleri olan Himari etrafında şekilleniyor. Himari'nin sağlığı iyi değildir ve fazla ömrü kalmamıştır. Üç kardeşin akvaryuma gittikleri bir gün Himari bayılır ve o gün hastanede hayatını kaybeder. Kanba ve Shouma üzüntü ve çaresizlik içindeyken bir mucize gerçekleşir ve Himari canlanır. Mucizeye neden olan şey ise akvaryumdan aldıkları penguen şeklindeki şapkadır. Himari şapkayı taktığında bambaşka birine dönüşür ve eğer kardeşleri Himari'nin yaşamasını istiyorlarsa Kanba ve Shouma'nın "penguindrum" denilen şeyi bulmaları gerektiğini söyler. Böylece iki kardeş, ne olduğunu dahi bilmedikleri penguindrum'ı aramaya başlarlar.


Hikaye anlatımını ve atmosferi göz önüne alırsak Mawaru'yu kendi içinde iki kısma ayırmak mümkün. İlk kısım daha çok penguindrum arayışıyla geçiyor ve seriyi farklı kılan unsurları henüz bu kısımda göremiyoruz. Daha çok ikinci kısma yönelik bizi motive eden ve merakımızı tetikleyen bölümlerden oluşuyor. Tabii bir de üç kardeşin dışında bir diğer önemli karakter olan Ringo ile bu kısımda tanışıyoruz. Benim Mawaru'yu bu denli sevmemi sağlayan ikinci kısım ise konunun işlendiği asıl yer ve ilkinden daha karanlık bir atmosfere sahip.


Hani bizde bir söz vardır, "kader ağlarını örmüş" deriz. İşte Mawaru'daki durum da aynen böyle. Her ne kadar seri, birbirine dolanmış kaderleri bize hemen göstermese bile, daha ilk bölümden kaderle ilgili büyük sözler söyleyerek ne tarz bir anime olacağı konusunda bize bazı sinyaller veriyor. Bu seriyi sevmemdeki nedenlerden biri de bu: içinde az da olsa kaderle ve hayatla ilgili felsefe barındırması, insanları düşündürmesi. Karakterlerin kaderlerini sorgularken sordukları sorular hem o kadar basit hem de o kadar temel ki, biz de kendimizi onlar gibi kader üzerine düşünürken buluyoruz.


Seri tabii ki sadece kader kavramı üzerine düşüncelerden oluşmuyor. Animeye genel bir hareketlilik hakim. Önce penguindrum arayışı, ardından üç kardeşin geçmişleriyle hesaplaşmaları ve Himari'nin ölüme bu denli yakın oluşu serinin aksiyon ihtiyacını karşılarken, her bölüm sonunda artan soru işaretleri de merakımızı tetikleyip seriye karşı olan ilgimizi arttırıyor.
Ama bunların dışında Mawaru'yu benim için özel kılan en önemli şey, yaptığı sistem eleştirisi. Seri "sosyal mesajımızı da verelim tam olsun" kafasından farklı olarak hiç kasmadan, başarılı bir şekilde toplumu ve artık çürümüş olan insani değerleri eleştiriyor. Bunu da hikayenin bütünlüğünü bozmayacak bir şekilde, eleştiriler ve göndermeler sırıtmayacak bir biçimde yapıyor. Kullandığı kutu metaforuyla günümüz insanının nasıl da köşeye kıstırıldığını ve yalnızlığını anlatırken; çocuk ızgarası (child broiler) sayesinde de kaybedilmiş veya terk edilmiş bireylere dikkat çekiyor. Değerlerin anlamını yitirmesinin sebep olduğu tüm bu olumsuzlukların sonucunda gelen karamsarlık ve amaçsızlığın ise bizi insanlık tarihinin en başına, Adem ile Havva'ya götüren bir başka metaforla çözülmesi ise düşündürücü.


Mawaru'nun bana göre eksik yanları da var. İlki, ustaca oluşturulmuş düğümlerin çözümü sırasında hikayeyi takip etmekteki zorluk. Ayrıca seri amaçladığı şekilde izleyicisini düşündürüyor, evet ama bu amaç uğruna o kadar çok cevaplanması gereken soru işareti birikiyor ki, anime bittiğinde bile tam olarak istediğimiz cevapları alamıyoruz. Bence bunun nedeni, Mawaru'yu oluşturan ekibin zihinlerinde yarattıkları dünyayı izleyicinin anlayabileceği şekilde seriye yansıtamamaları. Onların akıllarındaki büyük ve kusursuz resmi göremiyoruz. Bazı pürüzler kalıyor. Yani Lost misali, finalden sonra dahi akılda kalan soruları yanıtlamak için, "bu aslında şu demek",  "orda şöyle oldu çünkü.... " gibi açıklamalara ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası, animenin barındırdığı iyi düşünülmüş karmaşa sıradan bir anime izleyicisine fazla gelecek türden.


Açıkcası türü "tuhaf" olan ve içinde koşuşturup duran 3 penguen barındıran bir animeye göre, bana beklediğimden fazlasını veren bir seri oldu Mawaru Penguindrum. İyi düşünülmüş hikayesiyle, müzikleriyle, sistem eleştirisi ve göndermeleriyle beni etkilemeyi başardı. İzlemenizi tavsiye ederim.

Notum: 9/10

K-Project

2 Ocak 2013


Hem blogumun 1 yaşına girmesi hem de 2013'ün ilk günü olması nedeniyle, yılın bu ilk postunda sevgi pıtırcığı modunda bir şeyler yazmayı çok isterdim ama büyük ikramiyeyi yine tutturamayıp, kısa yoldan köşeyi dönme hayallerim suya düştüğünden dolayı çöküntüdeyim. Yani "yeni yıla girdik heyoo" bıdı bıdılarını geçiyorum. (evet ciddi ciddi büyük ikramiyeyi falan düşlüyorum :D )

 

Daha yayınlanmadan anime severler arasında büyük merak uyandırmayı başarmış, bu sezonun en iddialı yapımı diyebileceğimiz K-Project (veya sadece K) aksiyon, dram ve doğaüstü(supernatural) türlerinde 13 bölümlük bir seri. Aslında tür için genel olarak shounen de diyebilmek mümkün ama bana göre (izlediğim o tür serilerden yola çıkarak söylüyorum) serinin shounen'den ayrılan bir çok noktası var. Anime hakkında konuşmadan önce konusundan bir bahsedelim.


Hikayemiz, teknolojinin günümüze göre daha ileri bir düzeyde kullanıldığı Shizume şehrinde geçiyor. Şehir, her biri farklı renklerle anılan, doğaüstü güçlere sahip krallar ve onların klanları tarafından idare edilmekte. Sıradan bir lise öğrencisi olan ana karakterimiz Yashiro Isana, bir gün kızıl klan Homra tarafından, birini öldürdüğü gerekçesiyle saldırıya uğrar ve kovalanmaya başlar. Köşeye sıkıştığında ise Kuroh Yatogami tarafından kurtarılır ama Kuroh'un amacı da Homra'dan farklı değildir.

Beyaz saçlı ana karakterimiz Yashiro ve  Kuroh

K-Project'i ön plana çıkan en önemli özelliği, kesinlikle muhteşem görselliği. Gerek çizimler gerekse renkler çok çok iyi. İnsan gözlerini alamıyor. Çizimlerin dışında müzikler de son derece başarılıydı. Her ne kadar fazla bilgi sahibi olmasam da, aslında seri ilk bakışta seslendirme kadrosuyla dikkat çekiyor(muş). Bende başka yerlerden duydum :D İşinin ehli ve ünlü olan tüm seiyuu'ları (seslendirme sanatçılarını) toplamışlar. Dediğim gibi seslendirme olayının ayrıntılarını pek bilmediğimden ben daha çok animasyon kalitesinden ve arada izleyiciyi hipnotize eden renklerden etkilendim. Animemizi teknik açıdan değerlendirecek olursak kusursuz denebilecek kadar iyi olduğunu söyleyebiliriz.


Gelelim seri yayınlanmaya başladığından beri konuşulan asıl mevzuya: "K-Projeck içi boş bir balon mu?" Kendi cevabımı vermem gerekirse: hayır, bence K-Project balon denilebilecek düzeyde boş bir seri asla değil.  İnsanların neden böyle düşündüklerini son derece iyi anlayabiliyorum çünkü seriye ilk başladığımda benim de "K" ile ilgili kanaatim o yöndeydi. Bu şekilde düşünülmesinin nedeniyse hikayenin ilerleyiş (veya anlatılış) şekli. Aslında fena olmayan hikayesini ilk bölümlerde kavrayabilmek mümkün değil. Bu da doğal olarak izleyicilerin seriye dair "görselliği iyi ama belli bir konusu yok" veya " kötü hikayeyi iyi çizimlerle kotarmaya çalışmışlar" şeklinde düşünmelerine yol açıyor.


Yanlış anlaşılmasın, her ne kadar K-Project içi boş denilebilecek düzeyde değilse de, hikayesi fena olmamakla beraber çok da iyi değil. Kötü denilemez ama kusursuz görselliğin izleyiciye getirdiği beklenti altında konu yetersiz kalıp eziliyor. Seriyi izlerken hikayenin geçtiği dünya ve karakterler hakkında daha fazla şey bilmek, diğer renkleri temsil eden kralları da görmek istiyorsunuz ama bu mümkün olmuyor. Ayrıca seri içinde bunca karışıklığa neden olan, hikayenin ana dinamiğini sağlayan unsurun o kadar etkileyici ve büyük bir şey olmaması hikayeyi çizimlerin yanında zayıf göstermiş.


K-Project içinde çok sayıda karakter barındıran animelerden. Üstelik hepsi de ilgi çekici. Bu özelliğinin, konunun işlenişinde sorun yaratacağını düşünsem de öyle olmadı. Dikkat çeken, her biri ayrı bir animenin ana kahramanlarından olabilecek potansiyeldeki yan karakterler seriye renk katmış ve daha keyifli kılmış. Özellikle de Homra çetesinin üyeleri.


Serinin temposu genelde pek düşmüyor. Hikayenin işlenişi nedeniyle kim kimdir, amaçları nelerdir her bölüm yavaş yavaş öğreniyoruz. Düğümler bir anda değil sırayla çözülüyor ve çözülen düğümler bile akılda soru işaretleri bırakıyor. Bu durum da izleyicinin merak duygusunu körükleyip, onu her bölüm seriye daha çok bağlıyor.


Sevdiğim bir başka şey shounen'lerden alışık olduğumuz "karakterin önce deli gibi bağırıp sonra muhteşem saldırısını yapması" gibi gaza getirici ama aşırı saçma olan sahnelerin K-Project'de olmasına rağmen shounen türündeki animelerin temelinde bulunan basit iyi adam-kötü adam durumunun olmaması. Seri en azından bir noktaya kadar bu unsur olmadan kendi dinamiğiyle ilerleyebiliyor.


Başkalarını bilmiyorum ama ben K-Project'i sevdim. Hikayesi beklenilenden zayıf olsa da (ki aslında zayıfta sayılmaz) genel açıdan tatmin edici bir seri olduğunu düşünüyorum.

Notum: 8/10


Tonari no Kaibutsu-kun

28 Aralık 2012


Fi tarihinde yazdığım son yazımda da bahsettiğim animelerden biri olan Tonari no Kaibutsu-kun shoujo/romantik-komedi türünde, sevip sevmemek konusunda kararsız olduğum 13 bölümlük bir seri. Sevme konusunda kararsızım, çünkü ilk bölümün olumlu etkisi ve yönetmenin Kimi ni Todoke’den tanığımız Hiro Kaburaki olması nedeniyle beklentilerim baya yüksekti, buna rağmen birçok sebepten dolayı seri bana beklediğimi veremedi. Bu sebeplerden bahsetmeden önce kısaca animenin konusundan bahsedelim:

 
Esas kızımız Shizuku Mizutani, kafayı derslerle bozmuş, amacı tüm derslerinde başarılı olup iyi bir kariyere sahip olmak olan soğuk nevale bir lise öğrencisidir. Bir gün öğretmeni kızımızdan okula gelmeyen serseri sınıf arkadaşı Haru Yoshida’ya ders notlarını götürmesini ve onu okula dönmesi için ikna etmesini ister. Esas oğlanımız Haru’yla soğuk nevalemiz Shizuku böylece tanışmış olur. Biraz Haru’dan bahsetmek gerekirse, Haru sert görünen, kavgacı, serseri görünen ama aynı zamanda safın önde gideni olan bir gençtir. Aslında tek amacı arkadaş edinmek olan Haru, duygularını ifade edebilmekte zorlandığı için bunu başaramaz. Zaten sık sık kavgaya karışması ve şiddet eğiliminin nedeni de duygularını ifade etme güçlüğüdür. Neyse işte…  Shizuku Haru’yu yanlış arkadaşları konusunda uyarıp iyi davranınca bizim saf oğlan bundan çok etkilenip Shizuku'ya vurulur ve köpek yavrusu gibi kızımızın peşinde dolanmaya başlar. Gerçi Shizuku bu durumdan pek hoşnut değildir. Aslında o da Haru’dan hoşlanmıştır ama bu durumun notlarını etkilemesinden korkmaktadır. Konumuz böyle.


İlk olarak teknik konulardan bahsedelim. Animemiz renklendirme ve çizim konusunda başarılı. Bir shoujo animeye uygun bir biçimde renkler canlı ve parlak. Animasyon kalitesi de iyi. Gerçi yıl olmuş 2012 hatta 2013, hala atari oyunlarındaki gibi hareket eden anime karakterleri veya çizim hatalarıyla dolu seriler beklemek garip olurdu herhalde. :D  Bunun dışında müziklerde fena değildi. Anlayacağınız işin teknik boyutunda bir sorun yok.


Asıl sorun hikayenin işlenişinde, hatta hikayenin kendisinde. Senaryo/hikaye/metin, artık adına ne deniyorsa, üzerinde fazla düşünülmeden yazılmış gibi duruyor. Seriye hakim olan genel bir durağanlık var. Daha doğrusu hikayede heyecan faktörü eksik. Bunu da en çok Haru'yla Shizuku'nun ilişkisinde hissettim doğrusu. Seri boyunca ikilinin arası bir iyi bir kötü ama buna neden olan şey tam olarak nedir veya bu kadar abartmaya gerek var mıydı bilemiyorum. Sanırım heyecan eksikliği bu şekilde giderilmeye çalışılmış. Özellikle Shizuku'nun Haru'yla ilgili olarak sürekli düşünüp taşınıp karar verememesi ve ikilinin bir türlü sevgili olamamaları abartılı ve sıkıcıydı. Hikayedeki bozukluk az da olsa rastladığımız dram konusunda da belli oluyor. Ortalarda sürekli karakterlerimizi ilgilendiren dramatik bir şeyler var gibi ama bunlar izleyicide yapması gereken etkiyi yapamıyor ve çok yüzeysel kalıyor. Dediğim gibi, tüm o dramanın kaynağı bile belli değil ama herkes bi' triplerde.


Aşk konulu bir animede aşklarını bir türlü hissedemediğim ana karakterlerin aksine yan karakterlerden Natsume'nin serinin sonlarına doğru gelişen romantik hisleri izlemek kesinlikle çok daha keyifliydi. Tonari no Kaibutsu-kun'un bana göre diğer bir sıkıntısı, bir noktadan sonra yan karakterlerin gelişiminin ana karakterlerinkini gölgede bırakması. "Haru beni seviyomu, ben onu seviyommu, seviyosam nolcakki notlarım düşermi, kariyerim nolur, hay allah napsamki yaa :/ " modunda, ruh gibi Shizuku ve yumurtlayan bir horozla kanki olan garip Haru'nun yanında Yamaken ve Natsume karakterleri doğal olarak ön plana çıkıyor ve güneş gibi parlıyorlar.


Final bölümünde hiçbir konu herhangi bir şekilde bağlanmadığından dolayı çok büyük bir ihtimalle 2. sezon gelecek. Umarım ikinci sezon ilkine göre daha canlı ve hikaye açısından daha sağlam olur.


Her ne kadar hikayesi ve anlatımı çok başarılı olmasa da Tonari no Kaibutsu-kun ortalama bir anime serisi. En azından kendini izlettiriyor ve çizim, renklendirme gibi konularda da başarılı. Beklentileri yüksek tutmadığınız müddetçe ( ben sanırım yüksek tutmuşum :D ) sevmekte zorlanmayacağınız  ama bittiğinde de hiçbir iz bırakmayacak bir seri.

Notum: 6.5/10